Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

Yenişafak Gazetesi
Ömer Lekesiz

Fehmi Karakaya'ya Rahmet

İnternet Medya -

Fehmi Karakaya, geçtiğimiz Perşembe günü Hakk'a yürümüş.

Cuma günü akşam saatlerinde İsmail Altan Akgün, telefonla bildirdi, yoksa nereden bilecektim?

'Nereden bilecektim' diye düşündüğümde, bilgisizliğe karşı içimde bir öfkenin, isyanın kabamasına fırsat vermiş oldum.

Ama değil mi ki, ölmek için doğarız ve ölüm dendiğinde susmaktan öte bir şey düşmez bize.

Ve değil mi ki, Fehmi Karakaya da, başkalarının hayatında neden olduğu güzelliklerin bilinmesini istemezdi asla.

Demek ki, yaşadığı gibi yürümüş Hakk'a; olanca sükuneti, sadeliği ve sessizliği içinde...

Bu kanaatimle, onu yakından tanıyanların, 'Cumhurbaşkanlığı, bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı, televizyon patronluğu, bürokratlık... yapmış onca insanda emeği vardı ama' şeklindeki muhtemel sitemlerine engel olamasam da, kendi adıma Fehmi Karakaya'nın hakkını teslim etme tesellisini elde edebilirim belki.

En net söyleyişle, Fehmi Karakaya vakıfadamlarımızdan biriydi.

Kırıkkale cemaatindendi.

Vakıfadamlarının yerlerini profesyonel (ve reklam delisi) sivil toplum kuruluşlarının aldığı, 'cemaat' teriminin malum olumsuz hadiseler nedeniyle katmer katmer kirlendiği bir zamanda, Fehmi Krakaya'yı vakıfadam ve cemaat ehli olarak nitelemem, genç kuşaklarda bir karşılık oluşturmayacaktır.

Fakat, Fehmi Karakaya'nın, benim kendisini tanıdığım günlerde Kırıkkale'de bir kitabevi vardı; okuma merakı olan gençler bunu ona hissettirdiklerinde istedikleri kitabı bilâ bedel alıp giderlerdi; maddi manada başı dara düşen ona gelirdi; öğrencilere burslar, garibanlara harçlıklar verirdi sürekli ama, sağ elinin verdiğini sol eli bilmezdi; dava adına yayın yapan dergiler, gazeteler muhataplarına ilkin onun eliyle erişirdi; 12 Eylül darbesine çıkan yıllarda en hararetli memleket meseleleri gündüz onun kitabevinde, gece yine onun evinde tartışılırdı; gencinden yaşlısına yolu Kırıklaye'ye düşen dava delisi insanları o ağırlardı... dersem, vakıfadamlığının muhteviyatını kısmen çerçevelemiş olurum.

Cemaate gelince... Kırıkkale dediğimiz yer bir kasaba azmanı; herkesin birbirini bildiği bir ortamda, İslâmî dünya görüşüne sahip çıkan ve bu görüşün taşıyıcılığını yapan beş adam: Haydar Keskin, Süreyya Kahraman, Cemil Dilsiz, merhum Metin Bal ve Fehmi Karakaya.

Ankara'da mukim olduğu halde, aynı zamanda bir Kırıkkaleli olarak, bu isimler üzerinde etkili olan merhum Ahmet Arıca'nın yoğun gayretleri ile Mevlüt Ünlü, İmam Hatip'ten öğretmenlerimiz Mustafa Barut, Doğan Hoca, Dr. İlyas Kolukısa, Muhasebeci Fehmi Kayabaşı ve daha birkaç gönül adamının birlikteliğiyle var olan, şuurlu, fedakâr küçücük bir topluluk!

Bunların çoğunluğu ta ilkokuldan beri arkadaşlar. Bu nedenle en ağır şakaları bile batmıyor birbirlerine, deyim yerindeyse leb demeden leblebiyi anlayıveriyorlar; dil bir, ideal bir, istikamet bir, iş bir...

Yeni bir parti kurulmuş da ilçe örgütü mü oluşturulacak, hemen bunlardan biri üstleniveriyor işi; Necip Fazıl Üstad dernek kurmuş da şubesi mi açılacak, yine onlardan biri çıkıveriyor öne; bir kültür vakfının faaliyeti için adam mı lazım, yine onlardan biri giriveriyor devreye...

İşte böyle bir cemaat; küçücük ama dinamik; zamanımızın söyleyişiyle dünya ağırlığını hiçe sayarak anında mobilize oluveren bir avuç serdengeçti...

Fehmi Karakaya'nın arkadaşlarına göre farkı veya kendisine özel görev edindiği bir şey: Kültürel muhitler oluşturmak.

Ankara'da, Mavera dergisini çıkaranlar tarafından kurulan ama işletme sorunlarına maruz kalan Akabe Kitabevi'ni satın alıyor, Zafer Çarşısı'nın orta yerinden.

O günkü söylenişiyle Solcu kitabevlerinin işgalindeki Zafer Çarşısı'nda ayağımız yer tutmaya başlıyor bu kitabeviyle. Çünkü yönetimini Eskişehir'den gelen Recep Yumuk üstleniyor. Genç Recep Yumuk, kitapların dilini iyi bildiği kadar gençlerin dilini de iyi bildiği için, kısa bir sürede kültürel bir muhit oluşuveriyor Zafer Çarşısındaki o daracık kitabevinde...

Vakıfadamlığı, cemaat mensubiyeti bu işte: Fîsebîlillah iş işlemek, dava gayreti gütmek... Sessizce, rol kesmeden, çığırtkanlık yapmadan, parsa kapmadan, makam – mansıp talep etmeden... din adına bir ideali sürdürmek, gençlerin hizmetinde olmak...

Fîsebîlillah, ideal, din gayreti, dil ve gönül birliği... Son yirmi beş yılda meğer ne kadar çok kelimeyi unutarak kovmuşuz hayatımızdan...

Ama şuna inanıyorum ki, vakıfadamlarının, samimi cemaatlerin yakın geçmişteki hizmetlerini bizler unutsak da, unutmaktan münezzeh olan Rabbimiz unutmayacaktır.

Bu inanç ve umutla niyaz ediyor; ailesine, dostlarına ve arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.