Mehmet Acet

Mehmet Acet

Yenişafak Gazetesi
Mehmet Acet

Seçim Güvenliği Tehlikede, Kimse Sandığa Gitmesin!

İnternet Medya -

7 Haziran 2015 seçimlerine gidilirken, Gezi ruhunun arta kalanları tarafından 'oy ve ötesi' diye bir platform oluşturulmuş, güya sandık güvenliğini sağlamak için gönüllülere çağrılar yapılmıştı.

Kendilerine 'bağımsız/bağlantısız iyi yürekli insanlar' süsü veren bu oluşumun arkasında CHP ve HDP'nin olduğunu herkes biliyordu tabii.

Oluşumun hedefi güya iktidar partisinin hile ve desiselerine karşı sandık başlarında güvenliği sağlamaktı.

O seçimden 'hile ve desise' namına bir tek, meçhul bir adamın 8-10 oy pusulasını önüne alıp hepsine HDP mührünü bastığı görüntüler akıllarda kaldı.

Ama seçim bittikten sonra 'sandık güvenliği' tartışmaları bıçak gibi kesiliverdi.

Niye?

İstenilen sonuç alınmıştı, o yüzden.

Zaten, sandık güvenliği tartışmaları 'istenmeyen sonuçlara' karşı ön almak için başlatılmıştı.

16 Nisan referandumunda bu 'istenmeyen sonuçlara' bir yenisi daha eklenince, 'mühürsüz zarf' tartışmaları ile referandum gayrı meşru ilan edildi.

Bunu yapan da CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

1984'TEN BERİ AYNI UYGULAMA VAR

Bol köpüklü mühür tartışmaları nedeniyle işin gerçeği sulandırıldı.

Bir yalanı arka arkaya tekrarlayınca, buna kitlesel boyutta inananların çıkması da doğaldı zaten.

Halbuki işin aslına bakıldığında;

-Seçim günü sandık kurulunun mühür vurmayı unutmalarına dair örnekler daha önce 12 kere tekrarlanmıştı.

-1984'ten beri Yüksek Seçim Kurulu'nda görev alan farklı farklı insanlar, 1'i istisna, 11 kere bu türden oyları geçerli saymışlardı.

-Yani, 30 küsur senenin sonunda, seçmen iradesini önceleyen bir içtihat gelişmiş, bu içtihat 16 Nisan'da da geçerli olmuştu.

-Üstelik 16 Nisan'da, sandık kurullarının mühür vurmayı unuttuğu zarflardaki oy pusulalarının geçerli olacağına dair YSK kararı, oy verme işlemi sürerken, yani sandıklar açılmadan verilmişti.

Yazının ortasına gelmişken, Türkiye'de sandık hilelerinin geçmiş dönemlere göre çok daha fazla zorlaştığını vurgulamalıyım.

1984'den beri, YSK aynısının çıkartılması mümkün olmayan özel filigramlı pusulalar hazırlıyor.

Ayrıca pusulalarda YSK'nın amblemi, ilçe seçim kurullarının mührü bulunuyor.

Dün, yazıya başlamadan önce Ak Parti/MHP ittifak çalışmalarına partisi adına başkanlık eden Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop'u aradım konuştum.

Hazırladıkları düzenlemede 'Sandık kurulu mührü yoksa oy geçersizdir' hükmünü prensip olarak koruduklarını söyledi.

Ama sandık kurullarının ihmali sebebiyle mühür vurulmamışsa o oy yine geçerli sayılacak.

SEÇİMLERE GÜVEN YOK ALGISINI YAYMAK

Bu konulara girmemizin bir nedeni de, 2019 seçimlerine gidilirken muhalefet partilerinin bir kısmının yine 'seçim güvenliğini' önceleyen bir yaklaşım sergileyerek işi başlamaları.

Normalde, bu işi ciddiye almanın, seçim güvenliği ile ilgili kaygıya/şüpheye yer bırakmayacak bir tutum sergilemenin yadırganacak bir tarafı bulunmuyor.

Ancak, yakın zamandaki tecrübemiz, CHP ve İyi Parti'nin öncülük ettiği yeni ittifak cephesinin, meseleyi kaygıları gidermek üzerinden değil de, bilinçli bir şekilde 'güvensizlik iklimini' yaymak için kullanmak istediği yönünde şüpheleri beraberinde getiriyor.

Bu durumda, şöyle bir soru sorabiliriz:

Sandıkların güvensiz olduğunu, seçimlerin hile ve desiselerle kazanıldığını düzenli bir politika biçiminde sunarsanız, iktidara gelmek için seçim dışı yöntemler gerekli diyenlere subliminal bir mesaj vermiş olmuyor musunuz?

Zaten, seçimle yıkılamayacağı düşünülen parti/partilerin başka başka yöntemlerle alaşağı edilmesine dair önümüzde yeterince örnek bulunuyor.

CHP'li Özgür Özel, 'Türkiye'nin temel meselesi seçim güvenliği meselesi haline gelmiştir' diyor.

O öyle deyince, CHP'nin arka bahçesinden, Ayşegül Arslan'dan 'PKK gibi silahlı ya da silahsız mücadele etmek, bedelini ödemek, gericiliğe, faşizme, baskıya, her türlü çağdışı ideolojiye karşı ödevimizi yapmamız lazım. Bu ülke çok kolay kazanılmadı, kolay vermemeliyiz. Her şey daha yeni başlıyor' sesleri geliyor.

Bu durumda sormadan geçmemek gerekiyor.

Meseleniz, gerçekten seçim güvenliği ile ilgili yasal düzenlemelere katkı vermekten mi ibaret, yoksa güvensizlik iklimini bilinçli bir şekilde yayarak seçim dışı iktidar değiştirme fikrini benimseyenlere selam çakmak mı?