Ünlü isim Dolar Krizi için formül önerdi
Ekonomi

Ünlü isim Dolar Krizi için formül önerdi

İnternet Medya -
Nobel ödüllü ekonomist Krugman'dan Türkiye için krizden çıkış formülü. Türkiye'nin kötü ekonomik gidişatıyla başlayan kriz giderek derinleşiyor.

ABD ile Türkiye arasında tansiyonun yükselmesiyle döviz kuru ateşi alevlendi ve Türk Lirası serbest düşüşe geçti.

Tartışmalar devam ederken, 2008 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi olan Paul Krugman'dan Türkiye ekonomisiyle ilgili dikkat çeken bir açıklama geldi.

Yeni Ticaret Teorisi ile 1998 yılında dünyanın en prestijli ödüllerinden birinin sahibi olan Krugman, New York Times’ta yayımlanan Türkiye'nin krizden çıkış formülünü yazdığı makalesinde açıkladığı formülün bazı ülkelerde işe yaradığını açıkladı.

“1998’deymiş gibi parti yapın” başlıklı makale şöyle:

'Ve şimdi çok benzer bir şey için.

20 yıl önce yaşanan Asya finansal krizini anlamaya çalışanlarımız, Türkiye de benzer bir yeniden canladırma sahneleyecek mi diye bir süredir merak ediyorduk. Ve şu anda tam da bu oluyormuş gibi görünüyor.

İşte senaryo: Bir sebeple yabancı borç verenler için cazip hale gelen bir ülke düşünün, ve bu ülkenin yıllar boyunca, büyük bir yabancı sermaye akışı deneyimlediğini. Kritik olan, oluşan borcun, yerel para birimi değil, dövizle belirlenmesi (bu yüzden, geçmişte büyük akışların alıcısı olan ABD de aynı şekilde korunmasız değil, -aldığımız borçlar hep dolar.)

Ancak bir noktada, parti sona erer. Yabancı borç vermenin “ani sonlanmasına” neyin sebep olduğu o kadar da önemli değil: Sebebi, ekonomik politikayı denetlemesi için damadınızı atamak gibi iç meseleler olabilir, ya da ABD faiz oranlarındaki artış olabilir, ya da yatırımcıların sizin ülkenize benzettiği bir başka ülkede yaşanan kriz olabilir.

Sarsan konu her ne olursa olsun, asıl önemli olan, yabancı borcun ekonominizi bir ölüm tuzağına doğru gidecek korunmasızlığa getirmiş olmasıdır. Güven kaybı, para biriminizin değerinin düşmesine sebep olur; bu durum dövizle yapılmış borçların ödenmesini zorlaştırır; bu da gerçek ekonomiyi zedeler ve daha da fazla güven kaybına sebep olur, ve para biriminizin değerini daha da düşürür; ve bu döngü böylece sürüp gider.

Sonuçta yabancı borç, Gayrı Safi Milli Hasıla (GSMH) payı olarak patlar. Endonezya 90’lardaki finansal krize, GSMH’sinden % 60 daha az yabancı borçla girdi, kabaca bu senenin başında Türkiye’de olduğu gibi. 1998’e gelindiğinde, tepetaklak çakılan rupi, bu borcu yaklaşık GSMH’nin % 170’i oranına yolladı.

Böyle bir kriz nasıl son bulur? Eğer verimli bir politika izlenmiyorsa, para biriminin değeri düşer ve yerel para birimiyle ölçülen borç, iflas edebilecek herkes iflas edene kadar şişer. Bu noktada zayıf para birimi bir ihracat patlamasını körükler, ve ekonomi büyük ticaret artışları çevresinde iyileşme sürecine girer. (Bu, zayıf para birimi yüzünden Türkiye’yi cezalandırmak amacıyla, cezai tarifelerle para topluyor gibi görünen Donald Trump için bir sürpriz olabilir.)

Bu cehennem döngüsünden kestirme bir çıkış yolu var mı? Evet, ama biraz oyuncaklı. Bir krizin bedelini azaltmak için yapılması gereken, kısa süreyle düzene karşı durmak, ve uzun sürede akılcılığa dönüleceği konusunda güvenilir teminatlar verecektir.

Bu nasıl işler: Borç oranı patlamasını, bazı geçici sermaye kontrollerini birleştirerek durdurmakla, panik içindeki sermaye kaçışına bir sınır koymakla ve muhtemelen, döviz borcunun bir miktarını reddetmekle gerçekleşebilir. Bir yandan da, kriz bittiğinde, mali açıdan sürdürülebilir bir rejim için gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Eğer her şey yolunda giderse, güven yavaş yavaş geri gelir, ve sonunda sermaye kontrollerini kaldırabilirsiniz.

Malezya bunu 1998’de yaptı; Güney Kore, aynı dönemde, ABD yardımıyla, bankalara kısa dönemli kredi limitlerini korumaları için baskı yaparak, verimli bir şekilde benzer bir durumdan çıktı. On yıl sonra İzlanda, sermaye kontrolü ve borç reddetme ile gayet iyi duruma geldi (doğrusunu söylemek gerekirse, devlet, özel bankacılar tarafından yapılan borçların sorumluluğunu almayı reddetti.)

Arjantin de 2002 ve takip eden birkaç yılda, düzene karşı bir tutumla, borcunun 2/3’ünü reddederek oldukça iyi duruma geldi. Ama Kirchner rejimi ne zaman durup da akılcı düzene geri dönmesi gerektiğini bilemediği için, ülkeyi yeniden krize sürükleyen bir ortam hazırladı.

Ve belki de bu örnek, bu tür bir krizle baş etmenin ne kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor. Hem esnek hem sorumluluk sahibi bir hükümete ihtiyaç var, ve tabii ki özel önlemler alabilecek kadar teknik yeterliliği olan ve ciddi yolsuzluklar olmadan bu önlemleri yürürlüğe koyabilecek kadar dürüst bir hükümet gerektiğini, söylemeye bile gerek yok.

Bu, maalesef, göründüğü kadarıyla, Erdoğan’ın Türkiye’sindeki durum değil. Tabii ki, Trump’ın Amerika’sındaki de değil. Bu durumda, demek ki, iyi ki borcumuz dolar üzerinden.' AhvalNews

Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.